Folklor Nedir? – İzmirli Bir Gençten Mizahi Bir Bakış
Herkesin “Kendi Folkloru” Var Mıdır?
Düşünsenize, bir gün sabah kahvenizi içerken, uzaktan gelen bir horoz sesiyle uyanıyorsunuz. İzmir’in o sıcacık havası, sokakta birinin telefonuyla yaptığı sohbete kulak kabartarak kafanızı kaldırdığınızda, bir de ne göresiniz? Meğerse o horoz sesi, bir köşe başındaki sokak kedisinin “gerçekten bu kadar erken mi?” dedirten mızmızlığıymış! Bu an, aslında bir folklor parçasıdır, kabul edin. Ama “folklor nedir?” sorusu sadece sokak hayvanlarıyla sınırlı değil tabii.
Folklor, insanların yaşam tarzlarına, geleneklerine, inançlarına, efsanelerine ve elbette kahkahalarına dair pek çok şeyi kapsayan bir kavramdır. Yani evet, aslında biraz da halk arasında anlatılan espriler, dedikodular ve bazen de şehrin en sevilen simgeleri folklordur.
Şimdi gelelim bizim konumuza: “Folklor nedir?” sorusunun cevabını arayalım, ama her zamanki gibi İzmirli bir gencin gözünden bakalım. Yani hem gülelim hem de içsel düşüncelerle olayın derinliklerine inelim.
Folklor: Bir Yaşam Tarzı, Bir Hikaye, Bir Anlatım
Yani, şöyle bir şey hayal et: İzmir’de bir akşam, Kordon’da yürüyorsun. Havanın tadı damağında, deniz kokusu burnunda. O sırada önünden geçen yaşlı bir adam, “Beni hatırlıyor musun?” diye soruyor. Ne desin insan, hatırlamıyorsun tabii! Ama adam bunu öylesine ciddi bir şekilde söylüyor ki, bir an gerçekten seni tanıyormuş gibi hissettiriyor. İşte bu da folklor değil mi? İnsanlar bir şekilde birbirlerine bağlanıyorlar, bazen bilerek bazen de farkında olmadan.
Folklor dediğimizde, aslında sadece eski zamanlardan kalmış öyküler ya da şarkılar aklımıza gelmesin. Bu kelime, aynı zamanda yaşamımızın içinde gelişen tüm sosyal dinamikleri de kapsıyor. Gündelik hayatın içinde yer alan her bir hareket, eylem ve tabii ki gülüş, folklorun bir parçasıdır. Mesela, ben arkadaşlarımın sürekli espri yaparken hiç beklemediğim anda “Vay be, ne kadar derin bir felsefe!” demelerini, aslında o anki sohbetin bir yansıması olarak görürüm. Yani “gündelik” gibi görünen şeyler aslında kültürün minik dokunuşlarıdır.
Gündelik Hayat ve Folklorun Sıkı Dostluğu
Tabii, folklor denince hemen o eski zamanlara gitmek gerekmiyor. Gündelik hayatta da bir sürü “folklorik” durum yaşanır. Örneğin, bir arkadaş grubu akşam İzmir’de buluştu. Birlikte pizza yedik, kahkahalar attık. Sonra her birimiz kendi telefonlarından en son gördüğü komik videoyu açtı. Çoğu zaman komik videoları izlerken ağzımızdan “Yaaa, bu ne!” ya da “Bu da ne ya!” şeklinde çıkacak tepkiler folklorun bir parçasıdır. Gözlerimizin arasındaki o minik, sevimli “şaka bakışları” bile aslında bir geleneksel hikâyeye dönüşebilir. Hangi videonun daha komik olduğu üzerine yapılan uzun ve bazen gereksiz tartışmalar, folklorun “günümüz versiyonu” olabilir.
Folklor, aynı zamanda halkın bir araya geldiği ve paylaşılan anların üzerinden şekillenir. Yani mesela, düğünler, bayramlar, doğum günleri… Her bir kutlama aslında bir folklor ögesidir. Yine de, en komik olanı, sadece İzmir’e ait bir şeyin “olmazsa olmaz” diye anılmasıdır. Örneğin, bir sabah Çeşme’den gelen o ünlü tatlı rüzgarı, aslında yıllar içinde yerel halkın diline, hatta davranışlarına yansıyan bir folklordur. Tabii ben bir İzmirli olarak, sabah rüzgarının kokusunu çekerken bile, bir taraftan da “Aaa, bugün de çok şanslıyım!” diye düşünüyorum.
Folklorun Diğer Tarafı: “Ama Benim İçimden”
Aslında çoğu zaman, folklor dediğimiz şey sadece dış dünyada olup bitenlerden ibaret değil. İçsel düşüncelerimiz de bu folklorik dinamikleri oluşturur. Bazen, sıradan bir sabah kahvaltısında, “Bu peynirin tadı neden başka? Neden her şey farklı bir anı hatırlatıyor?” diye düşünürken, kendi içimizde bir folklor yaratırız. İç seslerimiz, bazen bir şarkıyı hatırlatırken, bazen de eski bir hatıra gibi bir sohbeti zihnimizde canlandırır.
Mesela, bir sabah kahvaltısında peynirle beraber çay içtiğimde, aklıma geçen yazın o çılgın piknikleri gelir. O kadar doğal bir şekilde olur ki bu, her şey sanki birbirine bağlıdır. İzmir’in çayı, o günün sıcaklığı, karşındaki insanın gülüşü… Bütün bunlar, bir zamanlar folklor halini almış birer anıdır. Hatta bazen, çok basit bir olay bile folklorik bir biçim alır. O an, o zaman, o şarkı…
Bir iç ses,
“Bunlar senin hayatındaki ‘folklorik’ anlar değil mi? Şu an bile bir hikâye anlatıyorsun, farkında mısın?”
“Bilmiyorum ama evet, belki de…”
İki Kahve Arasında: Geleneksel Bir Anlatı
Hadi şimdi bir kahve molası verelim. Diyelim ki arkadaşlarınızla bir kafede oturuyorsunuz ve bir anda “Şu yeni kahve tarifi nasıl?” üzerine bir sohbete giriyorsunuz. Hepimizde vardır o arkadaş, durmadan bir kahve dükkanının havasına girmeye çalışan ve “Bence sen bir kahve uzmanısın” diye yorum yapan. Bir yanda o arkadaş, diğer yanda ise kahvesini çoktan yudumlamış olan biri. Kahve kültürü de folklordur. Yani, bir geleneksel hikâye haline gelmiştir, siz farkında olmadan. Hangi kahve markasını sevdiğiniz, hangi dükkanın atmosferinin daha iyi olduğu, hepsi birer folklor öğesidir.
Tabii, yine de bir İzmirli olarak en sevdiklerimiz, geleneksel Türk kahvesi ve yanında bir tatlıdır. O muhabbetin tadı hiçbir şeye benzemez!
Sonuç: Herkesin Bir Folkloru Var
Sonuç olarak, folklor sadece tarihi bir kavram değil, yaşadığımız anların içinde şekillenen, paylaşılan, bazen abartılı bazen de ince detaylarla dolu bir şeydir. Hayatımızda duyduğumuz her kahkaha, her bakış, her kahve molası aslında birer folklor parçasıdır. Bunlar zamanla hikâyeye dönüşür, fakat kimse bu hikâyeyi anlatırken “bu bir folklor” demez. Kimse günlük hayatta “İzmir’in o rüzgârı, folkorik öğe” demez. Ama işte, dediğim gibi: Hayatın içindeki minik dokunuşlar aslında folklore dönüşür.
O yüzden, bir dahaki sefere İzmir’de bir sokak köpeği size bakarken, gülümsediğinizde veya kahve içtiğinizde biraz daha fazla düşünün. Çünkü belki de o an, bir halk hikayesinin doğuşuna şahit oluyorsunuz.